Malpera Fermî ya Şehîdan

Malpera Fermî ya PKK'ê

gerillatv logo

PAJK

yjastar logo1

HPG Wêne

 

Murat Karayılan

15 Ağustos Atılımı’nın 32’inci yıldönümünü öncelikle Önder Apo’ya kutluyor, tüm özgürlük gerillaları adına saygılarımızı sunuyor ve canı gönülden selamlıyoruz. Diriliş Bayramı, tüm Kürdistan halkına, Kürdistan halkının dostlarına ve tüm yoldaşlara kutlu olsun!

Diriliş Bayramı, kahramanlık destanlarıyla yaratılmış, kahraman şehitlerimizin direnişiyle süslenmiştir. Bu önemli günde, büyük komutanımız Egîd (Mahsum Korkmaz) yoldaş şahsında, tüm Kürdistan devrim şehitlerini anıyoruz ve onlara söz veriyoruz: 15 Ağustos’un başarı ruhunu yeni dönemde zaferin temeli yapacağız; kahraman şehitlerimizin anılarını Önder Apo’yu ve Kürdistan’ı özgürleştirerek yaşatacağız. 

 

15 Ağustos, Kürdistan halkı açısından sıradan bir gün değildir. Bir milattır. Bu gün Önder Apo’nun perspektifiyle Egîd yoldaş öncülüğünde Eruh ve Şemdinli’de gerçekleştirilen hamle, Kürdistan toplumunu ölüm döşeğinden kurtardı, Kürt soykırımının önünü aldı. 15 Ağustos’ta sıkılan ilk kurşun, Kürdün köleliğine karşı sıkılmış ve yeni bir dönemi başlatmıştır. Kürt toplumu 15 Ağustos’la yeniden ruh kazandı; umuda kavuştu. Kürdistan’da yeni bir yaşam filizlendi ve diriliş böyle gerçekleşti. 15 Ağustos Atılımı sadece inkarın, erimenin ve soykırımın önünü almadı; aynı zamanda Önder Apo, engin düşüncesiyle Kürdistan halkını çağımıza taşıdı; halkımızı çağdaş bir fikir, özgür bir yaşam paradigmasının sahibi yaptı. Böylece düşünsel, toplumsal ve ulusal bir devrim geliştirdi. Bu temelde özgür kadını yarattı. Özgür kadın öncülüğünde özgür toplumu yarattı. Bu kendi başına bir devrimdi. 15 Ağustos Tarihi Atılımı bu şekilde yaşam oldu, umut oldu, gelecek oldu ve devrim oldu. Diriliş bu temelde gerçekleşti.”

15 AĞUSTOS KÜRDİSTAN’DA ULUSAL-DEMOKRATİK BİRLİK YARATTI

15 Ağustos 1984 günü Kuzey Kürdistan’da gerçekleşen bu diriliş, bütün Kürdistan’a etki etti. Ulusal-demokratik bir birlik ruhu yarattı. Her şeyden önce Kürt toplumundaki tüm parçalılıkları bir yana itti. Mezhepçilik, lehçecilik, parçacılık, bölgecilik ve aşiretçilik yaklaşımlarını ulusal-demokratik çizgide birleştirdi. 15 Ağustos’un bu görkemli, derinlikli çıkışı, Kürt halkının geleceğe bakış perspektifini ortaya koydu ve Kürt halkının stratejisini güçlendirdi, mücadelesini yükseltti. Bu nedenle Kürt halkı bugün Ortadoğu’da büyük kazanımların sahibi olan önemli bir aktör durumundadır.

15 Ağustos, aynı zamanda cuntaya karşı gelişmiştir. 12 Eylül’ün, faşizmi kurumlaştıran sistemi kendini kalıcılaştırmak isterken gerçekleşen 15 Ağustos Atılımı, cuntanın uygulamalarına karşı bir müdahale olarak gündeme girdi. 12 Eylül cunta sistemine karşı bir demokrasi mücadelesi olarak direnişi yükseltti. Bu anlamda 15 Ağustos Atılımı Kürdistan’da ne kadar ulusal bir rol oynadıysa, tüm Türkiye ve Ortadoğu Bölgesi için de o kadar özgürlük ve demokrasi rolü oynamıştır.

15 Ağustos Atılımı temelinde gerçekleşmiş olan direniş, bugün Ortadoğu’da özgürlük ve demokrasi mücadelesi açısından çok önemli ürünler vermiştir. Hem düşünsel anlamda Ortadoğu’da bir aydınlanmanın sağlanması söz konusuyken, hem de Daiş, El Nusra ve tüm gerici güçlere karşı Kürdistan halkının ve bölge halklarının savunulmasında 15 Ağustos gerçekliğinin rolü belirgin bir şekilde açığa çıkmıştır.”

15 AĞUSTOS MÜCADELESİ, TÜRKİYE’DE ASKERİ HEGEMONYAYI ZAYIFLATTI

Bilindiği gibi TC sisteminin kuruluşuna asker kökenli bazı kişiler öncülük yapmışlardı. Tüm halkların ve kültürlerin katılımıyla kurulmuş olmasına rağmen, 1925’ten sonra o asker kökenden gelen kişiler, çeşitli bahanelerle Kürt halkını hedeflemiş, Cumhuriyetin dışına itmişlerdir. Aynı kesim, bunun ardından muhafazakar kesimi de hedef haline getirmiştir. Kendileri dışındaki tüm çevreleri sistem dışına iten ve ezen bu zihniyet, Kemalizm öncülüğünde tek yanlı bir devlet oluşturmuştur. O zamandan beri Türkiye’de ordu egemendir. Her ne kadar zaman zaman bazı sivil hükümetler işbaşına gelse de, esas olarak egemen olan güç hep ordu olmuştur. Bunun için de Türkiye bir askeri darbeler ülkesi olmuştur. Ordu ne zaman isterse darbe yapabilecek koşullara sahipti. Ordu, hükümeti kendisine göre görmediyse müdahale ediyordu. Çünkü sisteme her anlamında hakimdi.

Ama 15 Ağustos Atılımı’yla Kürdistan’da gelişen özgürlük gerillasının yükselen mücadelesi, orduyu önemli oranda yıprattı. Ordu, gerillanın gerçekliği karşısında bir başarısızlığı yaşayarak gözden düştü. Öyle ki ilk başta kendisinden çok emin olmasına rağmen, sonrasında gerillayı tasfiye edemediği gibi, aynı zamanda gerillanın yükselişinin önüne de geçemedi; gerillanın akışını durduramadı. Bu durum, sistem içinde Türkiye ordusunu zayıflattı. Ordu sistem içinde zayıfladıkça, kendisini güçlendirmek isteyen bazı anlayışlar da devlet içinde yerleştiler. Önceleri farklı isimler adı altında kendini tanımlayan, sonrasında ise AKP adını alan dönemin muhafazakar kesimi hep bundan faydalandı ve sistemde kendisine yer buldu. Yine Gülen Cemaati’nin çeşitli kolları, sistemi ele geçirmek için hep bu sistemin zayıflıklarından istifade etti. Yani bu kesimler Kürdistan özgürlük mücadelesinden böyle faydalandılar. Kürdistan özgürlük mücadelesi, sistemin demokratik olması için zemin yaratırken, bunlar demokrasiye yöneleceklerine, devleti ele geçirmek ve iktidarlarını kurmak istediler.

Önce bu uğurda birlikte çalıştılar; ittifak yaptılar. 10-12 yıl bu biçimde adım adım devleti ele geçirdiler ve yerleştiler. Ardından kendi aralarında bir iktidar savaşı yaşayan bu kesimler, bu sefer de birbirlerine yöneldiler ve darbelere giriştiler. Kısacası, Kürdistan Özgürlük Mücadelesi’nin Türkiye’de kapattığı darbeler döneminin ardından, her şeye el koyabilecek bir ordu kalmadı ama sistemi tamamen ele geçirmek isteyen güçler arasındaki iktidar çatışmasının bir sonucu olarak bu sefer de sistem içi gerçekleşen darbeler gündeme girdi.”

TÜRKİYE’DE SİSTEMİN YAŞADIĞI KRİZ, GERİLLANIN MÜCADELESİYLE BAĞLANTILIDIR

Bu anlamdaki ilk darbe Ergenekonculara yapıldı. Bunlar, ordunun bir bölümüydü. Hepsi hapse atıldı. Ancak mücadelemiz karşısında ordu daha da zayıflayınca bunları bıraktılar; Rojava Devrim Hamlesi’nin yükselişe geçtiği ve 7 Haziran seçimleriyle Türkiye demokrasi hareketinin yükseliş yaşadığı bir dönemde bu kesimlerle uzlaştılar. İsteseler de istemeseler de Kürt halkının özgürlüğünün gelişeceğini ve Türkiye’nin demokratikleşeceğini gördüler. Bunun için aralarındaki çelişkileri bir yana bıraktılar. AKP, 7 Haziran’daki seçimler ardından yeniden iktidar olarak suçlarının açığa çıkmamasını sağlamak için her şeye razı oldu. Ergenekon gibi güçlerin ise Kürt halkına karşı savaş yürüterek, ırkçı düşüncelerini yaşama geçirebilmek için bir ittifaka ihtiyaçları vardı. İşte bu ittifak bir darbe olarak devreye girdi. 24 Temmuz’da savaş ilan ettiler; bu temelde 1 Kasım seçimlerine gittiler ve AKP yeniden iktidar oldu.

Fethullah kanadı ise bu ittifakın dışında kaldı. Onlar da bize karşı savaşta aktif yer alarak ve kadrolarını öne çıkararak devletin önemli yerlerini ve orduyu ele geçirmek istediler. Esas olarak onların tüm amacı, iktidarlarıdır. İktidar olabilmek ve faşist-otoriter bir sistemi geliştirebilmek için gereken gücü, Kürdistan Özgürlük Mücadelesi’ne karşı savaşarak elde etmeyi planladılar. Bunun için de bu kolların hepsinin bize karşı tutumları aynı olsa da, bu son dönemde ittifak dışında kalan kollar, bize karşı savaşta aktif rol oynamak istediler ve bu biçimde sistem içinde kendilerini güçlendirmeyi arzuladılar. Bunun için 2’inci Ordu Komutanı Adem Huduti ve daha başka bir çok general, Kürdistan’da yürütülen savaşta öncülük yaptılar.

Fakat bunlar bütün bu planları yaparken Demokratik Özerklik perspektifiyle yürütülen şehir direnişlerini hesap etmediler. Kürt gençlerinin öncülüğünde geliştirilen şehir direnişleriyle, bir çok şehirde savaş dağlarda değil, şehir merkezlerinde yaşandı. Onlar bunu hesap etmemişlerdi. Onlar, “dağda teknolojiyi kullanarak savaşırız ve böylece kazanırız” diyorlardı ama gördüler ki, dağda bir savaş var fakat şehirlerde de önemli bir hamle durumu söz konusu. İşte bu, hesaplarını boşa çıkardı ve sistemi tıkattı. Şehirlerde tıkanan ve bir sokak bile ilerleyemeyen sömürgeci güçler, sokakları uzaktan yok etme kararı aldı. Dünyanın hiçbir yerinde örneği olmayan bu yöntemi Erdoğan’ın kararıyla Fethullahçılar bu ülkede uyguladı. Her ne kadar Erdoğan şimdi bunları o generallerin üzerine atmak istese de, bunların siyasi kararını alan Erdoğan’ın kendisidir.

En son olarak Şırnak ve Nusaybin’de kahramanlar, yürüttüğü direnişi başarılı bir şekilde gerçekleştirdiler. Onlar başlangıçta Şırnak ve Nusaybin’de zengin taktikler ve fedai bir ruhla düşmana güçlü darbeler vurdular; sonra da sabırla, akılla ve planlı bir şekilde geri çekilme sürecini başarılı bir biçimde gerçekleştirdiler. Yüksek manevra yeteneğiyle hepsi çemberden çıkmış durumdadır. Biz bu başarılarından dolayı Şırnak ve Nusaybin direniş komuta ve savaşçılarını kutluyor, kendilerine üstün başarılar diliyoruz. Düşman şimdi o şehirlerde boş binalarla uğraşıyor. Eğer Şırnak Direniş Komutanlığı şimdi Cudi’den Şırnak’a bakıyorsa ve Türkiye sömürgeciliği o boş binalarla uğraşıyorsa, bu sömürgeci devletin yenilgisinin işaretidir. Yani Türkiye ordusu yenildi; dağda da, şehirlerde de sonuç almadı.

İşte bu savaşın öncülüğünü yapan kesimler bu yenilgiden sonra devlet içinde güçlenemeyeceklerini, bu sefer de Ergenekon-AKP ittifakının YAŞ toplantılarında onlara yöneleceğini, bu yenilginin faturasının onlara çıkartılacağını, görevden alınacaklarını gördüler; bunun için darbeyi gündemlerine koydular. Yani Türkiye sisteminin şu anda yaşadığı kriz, esas olarak Kürdistan Özgürlük Mücadelesi karşısında yaşadıkları yenilginin bir sonucudur.”

TÜRK DEVLET SİSTEMİ BU YARAYI KOLAY KOLAY SARAMAZ

Bilindiği gibi 15 Temmuz’da darbe yapmak isteyenler yenildiler. Hem planları yanlıştı, hem de Türkiye toplumunun artık darbelere karşı bir tutumu vardır. Yenilmelerinin nedeni bunlardır. Ancak sonucu ne olursa olsun, Türkiye devlet sistemi büyük bir darbe yedi. İlk defa sistem içi güçler bu düzeyde birbirleriyle çatışıyorlar. Türk devlet sistemi bu yarayı kolay kolay saramaz. Bu olay etkisini yıllarca gösterecektir. Bu, sistemin derin bir kriz içinde olduğunu gösteriyor ve bu durum Kürdistan Özgürlük Mücadelesi ve Türkiye demokrasi hareketi açısından çok önemli bir imkan sunuyor. Her ne kadar Erdoğan bu durumu kullanarak kendini güçlendirmek istese de sistemin yemiş olduğu büyük darbe, onun kendisini erkenden toparlamasına izin vermeyecektir.

Kısaca mevcut durum, darbecilerin, darbecilere karşı darbe yapma durumudur. Türkiye’de demokrasi adına bir şey yoktur; bireysel çıkarlar uğruna hakim hale getirilen iktidarcı-ırkçı bir zihniyetler kendini hakim kılma mücadelesi vermektedirler. Başta Kürtler olmak üzere, emekçilerin, Alevilerin, sistem dışı bırakılmış hiçbir din ve kültürün bundan çıkarı yoktur.”

TÜRKİYE’Yİ DÜZE BİR TEK ÖNDER APO ÇIKARABİLİR

Paralel Devleti ilk çözümleyen Önder Apo’dur. Bu konuda defalarca tahlil yapmıştır, herkesi uyarmıştır. Yine ‘eğer Kürt sorunu çözülmezse darbe mekaniği devreye girer’ diyerek başta Erdoğan olmak üzere tüm AKP yönetimini uyarmıştır; tehlikenin büyük olduğunu belirtmiştir. Önder Apo’nun 3 yıl önce söyledikleri bugün gerçekleşiyor.

Türkiye’nin düze çıkması için tek yol vardır; o yol da İmralı’dan geçmektedir. Yalnızca Önder Apo’nun projesi Türkiye’yi düze çıkarabilir. Ama bugün AKP’nin faşist zihniyeti bir yandan Önder Apo’nun düşüncelerinden istifade ediyor; diğer yandan ise halklar darbeyi durdurmuş, ondan yararlanmaya çalışıyor. Aynı zamanda Önder Apo üzerinde ağır bir tecrit kurmuş bulunuyor. 15 Temmuz’da yaşanan darbe girişiminin en büyük hedeflerinden birisinin Önder Apo olabileceği bilinmesine rağmen, Önder Apo’nun yaşamı konusunda halkımızın kaygılarını giderecek görüşmeleri yaptırmıyor. Bundan daha büyük bir namertlik yoktur. Önder Apo’ya karşı bugün geliştirdiği tecrit ve işkence sisteminin, ne Türkiye yasasında, ne de evrensel yasalarda hiçbir yeri yoktur. Ne hukukta yeri vardır; ne ahlakta yeri vardır. Ama AKP zihniyeti bugün bunu uyguluyor. Bunun için bir süredir halkımız sokaklardadır. Tüm Kürdistan halkını, Kürt halkının dostlarını ve Önder Apo’nun özgürlüğü için eylemlere katılan herkesi selamlıyoruz. Gelinen noktada bu eylemler daha da yükseltilmelidir. Artık Kürt halkı AKP’nin bu dayatmalarına karşı tahammül gösteremez.”

AKP VE ERDOĞAN SABRIMIZLA OYNAMAMALI

Milyonlarca insan Önder Apo’yu önderi ve iradesi olarak kabul ediyor. 10 milyon insan bunu imza atarak beyan etmiş. Siz milyonların iradesini bu şekilde göz ardı edemezsiniz ve halkımıza zulmedemezsiniz. Önder Apo’ya ve halkımıza dönük politikanız zulüm politikasıdır. Halkımız bunu kabul etmez. Kürdistan özgürlük gerillaları, Apocu fedailerdir; bu siyaseti asla kabul etmeyecekler. Yüzlerce fedai eylem raporu geliyor, yüzlerce Apocu militan sınırsız bir savaşı geliştirmek için öneri üstüne öneri sunuyor. Biz yönetim olarak bu yoldaşları şimdilik ikna etmeye çalışıyor ve kontrol dışı durumlar için örgütsel tedbirler alıyoruz. Ama her şeyin bir sınırı vardır. Eğer AKP bu sınırsız ve insan ahlakından yoksun siyasetini geliştirirse, bizim de sabrımız bir yere kadardır. AKP ve Erdoğan sabrımızla oynamamalıdır. Biz Ergenekoncu da değiliz, Fethullahçı da değiliz. Bunun için de herkesin aklını başına alması lazım. Eğer bugün Önder Apo’nun yaşamı tehlike altındaysa, bu Türkiye’deki tüm liderlerin yaşamının tehlike altında olduğu anlamına gelir. Bunlar, birbirine bağlı hususlardır. Kimse çocuk değil. Binlerce Apocu fedai, bu çerçevenin teminatıdır. Önder Apo üzerindeki tehlike, Türkiye’deki tüm liderlerin tehlikede olduğunu gösterir. Bunun için kimse haddini aşmamalı. Halkımız, öncelikle bir heyetin gidip Önder Apo’yu görmesini istemektedir. Bu derhal sağlanmalıdır.

Önder Apo özgür olmadan Türkiye’de ne demokrasi, ne istikrar, ne de refah gelişmez. Bunu herkesin bilmesi lazım. Bir yerde demokrasi, istikrar ve refahın gelişmesi için orada dengelerin olması lazım. Huzur olması lazım. Adalet olması lazım. Eğer bir yerde adalet bu kadar çiğnenirse, elbette ki oralarda bunlar gelişmez. Bu gerçekliği herkes bilmeli.”

GERİLLA HALKIMIZIN UMUT KAYNAĞIDIR

İçinde bulunduğumuz dönem çok önemli bir dönemdir. Bu dönem çok büyük bir dikkat ve hassasiyet istiyor. Ölçü istiyor, incelik istiyor. Tedbir istiyor ama aynı zamanda 15 Ağustos ruhuyla sonuç alınmasını istiyor. Böylesi bir dönemdeyiz. Tüm deryalar bu çerçevede dönem görevlerine yaklaşmalıdır. Bizce bunlara dikkat edilirse, biz 33’üncü yılı gerçekten büyük bir hamle yılı, büyük bir özgürlüğe yürüyüş yılı yapabiliriz. Bu konuda gereken rol oynanmalıdır. Bunun imkanları vardır.

Kahraman şehitlerimizin, Önderliğimizin ve halkımızın beklentilerine cevap olmalıyız. Gerilla bugün, sadece Kuzey Kürdistan’da değil, Güney Kürdistan’da ve diğer parçalarda da büyük bir umut kaynağıdır. Gerillanın sadece Türk ordusuna karşı değil Daiş’e karşı göstermiş olduğu performansı da tüm dünya izlemektedir. 33’üncü 15 Ağustos yılını gerçekten büyük bir zafere yürüyüş yılı yapabilmek için ister komuta olsun ister savaşçı, her bir arkadaş, kendini dönem görevleri karşısında sorumlu görmeli. Diriliş Bayramı’na böyle yaklaşmalı. Eğer Diriliş Bayramı’na böyle bir sorumlulukla yaklaşılırsa, işte o zaman kutlamalarımız da doğru temelde gelişmiş olur. Biz arkadaşların bu çerçevede dönem görevlerine yaklaşacaklarına ve bugün elde olan imkanları doğru değerlendireceklerine, dikkatli ve tedbirli olacaklarına, taktiksel bir hareketi sağlayacaklarına, bu temelde 15 Ağustos’un saldırı ruhunu pratikte geliştireceklerine inanıyoruz. Bu umut ve inançla bir kez daha 15 Ağustos Diriliş Bayramı’nı tüm arkadaşlara kutluyoruz ve 33’üncü diriliş yılında, Önder Apo’nun ve Kürdistan’ın özgürlüğü yürüyüşünde bütün yoldaşlara üstün başarılar diliyoruz.”