|
Tarihin en büyük devrimi nedir diye sorulsa, hiç düşünmeden 8
Mart 1998’de ilan edilen Kadın Kurtuluş İdeolojisidir derim.
Peki, ama neden denilse, erkek egemenlikli ideolojilerden
kurtuluşumuzun müjdesidir de ondan derim. 8 Mart 1998’in ve
Kadın Kurtuluş İdeolojisinin anlam tanrıçası, müjdecisi kim diye
sorulsa ona da elbette Sema Yüce derim.
Sema yoldaşı Mart ayıyla, 8 Mart’la, Kadın Kurtuluş
İdeolojisiyle özdeş kılan hiç şüphesiz onun yaşam tarzı,
fikirleri ve eyleminde büyük anlama kavuşan özgürlük
değerleridir. 8 Mart 1998 gününe, Kadın Kurtuluş İdeolojisine ve
Sema Yüce’ye bir bütünlük içinde Kadın Özgürlük Tarihinin,
insanlığın kurtuluş mücadelesinin büyük doğuşu olarak yaklaşmak,
böyle anlamlandırmak ve kutlamak giderek daha fazla
gelişecektir. Zira kadınlar ve bir bütün olarak insanlık
kendisiyle ilgili anlamının gizini özgürlüğe yaklaştığı her an
biraz daha çözümleyecek ve anlayacaktır.
Önder Apo “Nasıl Yaşamalı?” sorusunun cevap arayışı olarak
geliştirdiği özgürlük yürüyüşünün son durağında Kadın Kurtuluş
İdeolojisini buldu. Onu bu durağa getirecek yolu henüz yedi
yaşındayken keşfetmişti. Yedi yaşındayken anasında sezinlediği
tanrıça izlerine yüz sürmüş, kız arkadaşlarında gördüğü kadınlık
özüne kendini yakın hissetmişti. Bu, onun baş koyduğu, mücadele
ettiği yaşam yolu olacak, yol tüm zorluklarına inat yürünecekti.
Her durakta ana kadına dair yeni bir şey keşfedilecek, hakikate
bir adım daha yaklaşılacaktı. İşte bu yolun çok önemli
duraklarından biridir, 8 Mart 1998.
Zaman oluşturucudur. Zamana yüklediğin anlam onun niteliğini
oluşturur. Anlam ne kadar büyürse zaman da o kadar genişler.
Anlamın büyüklüğü zamanı sonsuzlaştırma niteliğine erişince
zaman ölümsüzleşir. Zamanın ölümsüzlüğü anlamın büyüklüğüyle
belirlenir. Bu durumda tüm kadınların, insanlığın ortak değeri,
kurtuluş müjdesi anlamına sahipse Kadın Kurtuluş İdeolojisi ve
bunun ilan edildiği günse 8 Mart 1998, o halde bugün tüm
dönemlerde anılacak, heyecanla karşılanacak, kutlanacak ve hep
yeni, canlı kalacaktır. Yani zaman bu anda tüm dönemleri
etkileyen anlama kavuşmuş, hiç eskimeyecek bir ölümsüzlüğe
kavuşmuş oluyor. Ölümsüz zamanların insan belleğinde, zihninde
kapladığı an hep şimdidir. Yıllanan şarap gibi eskidikçe
bilinçte, ruhta, yürekte daha güzel, daha anlamlı bir iz
bırakır. Kuşkusuz 8 Mart 1998, buna yüklenen anlam olarak Kadın
Kurtuluş İdeolojisi ve elbette Sema Yüce gerçeği böyle bir
ölümsüzlükle her geçen gün daha güçlü anlaşılacak, anılacaktır.
Önder Apo, zamanda ölümsüzleşen bu durağı büyük bir yaşam
alanına dönüştürerek tüm tarihi, insanın insan olma serüvenini
yeniden yorumladı, yeni tanımlar getirdi. Kadın Kurtuluş
İdeolojisiyle, hakikatin üzerindeki sis perdesinin erkek egemen
zihniyet olduğunu tespit etti ve bu sis perdesini kaldırarak
hakikati gün ışığı gibi ortaya çıkardı. Erkek egemen zihniyet
yalan, hile, kurnazlıkla kendini var etmiş,
iktidar-devlet-şiddet üçgeninde kurumlaşan erkeklikle toplum baş
aşağı edilmişti. İnsana dair tüm kavramların içi boşaltılmış,
anlam yitimi, anlamsızlık anlamın kendisi olarak zihinlere
kodlanmıştı. Hakikat erkek ve onda somutlaşan hâkimiyet,
tahakküm, şiddet, devlet diye kavratılmıştı. Bu büyük yalanı,
erkek egemen dünyanın kendisini dayandırdığı bu komployu boşa
çıkarmak hakikat yolculuğunun asıl amacı olmalıydı. Hiçbir
değeriyle uzlaşmamak, teslim olmamak gerçek özgürlüğe ulaşmanın
temel şartıydı. O halde öncelikle onun zihin kalıplarından,
paradigmasından, düşünce yapısından kurtulmak, her şeyden önce
ideolojik alanda bağımsızlaşmak, kazanmak gerekirdi. Bunun için
de erkek egemen ideolojilerden sonsuz boşanmak her şeyden önce
gelmekteydi. Erkek egemen ideolojilerden kopuş sağlanmadığı
sürece, toplumsal özgürlük adına hiçbir başarı sağlanamazdı.
Bu tarihsel gerçeğin tespiti kendisiyle birlikte Kadın Kurtuluş
İdeolojisini getirmiş, hakikatin ana kadın değerlerinde, onun
doğal toplumunda aranması gerektiğini açığa çıkarmıştı. Hakikat
doğal toplum ve onu örgütleyen ana kadın kültürüydü. O halde
bizim için hakikat bu gerçeğe aşk düzeyinde bağlı olmak, tutku
düzeyinde yaşamak ve tüm insanlık için yaşanabilir bir dünyayı
böylece yaratmanın mücadelesini vermek olabilirdi. Yani aşk bu
gerçeğe göre somutlaşan özgür yaşam olmaktadır. Önderliğimiz ve
hareketimiz adına erkek egemen ideolojilerden sonsuz boşanmanın
ifadesi olan Kadın Kurtuluş İdeolojisi; ideolojik
değişim-dönüşümümüzün, demokratik, ekolojik, cinsiyet özgürlükçü
paradigmamızın, politik-ahlaki toplum perspektifimizin
miladıdır. Bu nedenle paradigmasal değişimimizin başlangıcını
Kadın Kurtuluş İdeolojisinin ilanına, 8 Mart 1998’e götürmek
gerekmektedir. Elbette bir yaşam ve mücadele felsefesi olarak
Önder Apo’nun çocukluğuna kadar götürmek mümkündür. Ancak kadın
özgürlük arayışı ve esas olarak Kadın Kurtuluş İdeolojisi en
önemli duraktır.
Bu büyük Önderliksel çıkışı en erkenden fark etmiş, tarihsel
öngörüyle kadın özgürlüğü ve genel olarak toplumsal kurtuluş
için önemini bilince çıkarmış, perspektifini anlamış kişi Sema
Yüce’dir. Bu nedenle Kadın Kurtuluş İdeolojisinin ilanını büyük
bir coşku ve heyecanla karşılamış, 8 Mart’taki bu ilandan
başlamak üzere 21 Mart’a kadar eylemsel yoğunlaşmasını
gerçekleştirmiştir. Kadın Kurtuluş ideolojisini gerçekleştirdiği
eylemle kutlamak, kadın için önemini dünyaya duyurmak
istemiştir. Her ideoloji yaşamsallaşmak, toplumsallaşmak için
kararlı kadrolardan oluşan partilere ihtiyaç duyar gerçeğinden
yola çıkarak kadın partisinin müjdesini verir. Vasiyeti olarak
bıraktığı manifesto niteliğindeki mektuplarında, Kadın Kurtuluş
İdeolojisinin önemini ve bunun kendisiyle kadın partileşme
sürecini başlatacağı bilgisini verir. Böylece erkek egemen
ideolojilerden ve onun devlet, iktidar aracı şiddet politikalı
partilerinden insanlığın kurtulacağını vurgular. Kadın Kurtuluş
İdeolojisinin demokratik, ekolojik, cinsiyet özgürlükçü barışçıl
partilerle toplumsallaşacağı öngörüsünde bulunur. Önder Apo, bu
özelliklerinden dolayı Sema Yüce gerçeğini çok kapsamlı
değerlendirdi, büyük anlam ve değerle ele aldı. Bizler
tarafından anlaşılmasının gelişmemizde büyük dayanak, güç
olacağına dikkat çekti.
Sema Yüce yoldaş, Önderliğimizin ideolojik yaklaşımını anlamış,
felsefi derinliğini bilince çıkarmış biri olarak, Kürdistan
Özgürlük Mücadelesini ve yürütücüsü olarak PKK’yi Kadın Kurtuluş
İdeolojisinin, Kadın Özgürlük Çizgisinin öncülüğüne oturtmaya
dikkat çekmiştir. Bunun için de kadın özgürlük değeri olan 8
Mart’tan, 21 Mart’a köprü olmak istediğini söylemiştir. Kadın
özgürlük mücadelesini sembolize eden 8 Mart’la, ulusal kurtuluşu
sembolize eden 21 Mart’ı buluşturmuş, demokratik ulusal
kurtuluşun kadın öncülüklü, kadın özgürlüklü olacağını ortaya
koymuştur. Bu elbette ideolojik bir tutumdur ve Önderlik
gerçeğinin en üst düzeyde anlaşılması, bilince çıkarılmasıdır.
Kendi şahsında, eyleminde verdiği mesaj, okumamızı istediği
mesaj bu temelde olmuştur.
Uluslararası komplo, Önderliğimizin 8 Mart 1998’de başlattığı
süreci tamamlamasını engellemeyi hedeflemiş, sürecin yarım
kalmasına yol açmıştır. Nihayetinde Önder Apo, “kadın projem
yarım kaldı” demiştir. Ancak komploya, İmralı sistemine rağmen
Önder Apo, Kadın Kurtuluş İdeolojiyle başlattığı süreci yeni
paradigmaya, politik-ahlaki toplum perspektifine bağlamayı
başarmıştır. Büyük bir direniş temelinde ideolojik mücadelesini
beş bin yıllık erkek egemen tarihten soylu intikam alma şeklinde
başarıyla sürdürmüştür. Bu anlamda denilebilir ki, Sema Yüce
yoldaşın vasiyeti yerine getirilmiştir. Kadın Kurtuluş
İdeolojisinin öngördüğü kadın partileşmesi sürecine girilmiş,
PJKK, PJA, PAJK dönemleri gelişmiştir. Bundan sonraki süreçte 8
Mart’ın Kürdistanlaşması, Tanrıçalar diyarı Mezopotamya’daki
kökleriyle buluşarak Kadın Devrimi niteliğine kavuşması
sağlanmıştır.
Kadın Kurtuluş İdeolojisi, Kadın Partileşmesi süreçlerinden
sonra her yıldönümünde 8 Mart’ın Kadın Devrimi niteliğinde
karşılandığını, büyük bir mücadele hamlesine dönüştürüldüğünü
kim inkâr edebilir? Bu anlamda Mart ayı iki temel değerin
Kürdistanla buluşmasını ifade etmektedir. 8 Mart’ta sembolize
edilen kadın özgürlük değerleriyle 21 Mart’ta temsil edilen
Kürdistan ve Ortadoğu özgürlük değerleri çok görkemli bir
şekilde buluşmaktadır. İki bin altı yüz, iki bin yedi yüzyıllık
Newroz direnişi, yüz yıllık 8 Mart’la buluşarak
Kürdistanlaşmıştır. Böylece Kadın Özgürlük değerleriyle
Kürdistan toplumsallaşmasının yeniden oluşturulması PKK
öncülüğünde buluşmuş, sonsuz bir aşkla geleceği örgütleme
eylemine girişmiştir.
Bunun bir sonucu olarak direniş ayı Mart’ı her yıl yoğun bir
mücadeleyle karşılamaktayız. Bu yıl da yüz birinci yılını
kutladığımız 8 Mart, dünya kadınlarının 21. yy.’da alternatif
bir dünya yaratma kararlılığı ve gücüne sahip olduğunu
gösterecektir. Kadınlar örgütlü olursa, iradeli olursa,
mücadeleci olursa hayatı değiştirme gücündedir. Her 8 Mart bunu
bir kez daha çok net ortaya koymaktadır.
Hayatı üreten kadınların, hayata yön verme etkinliğine
ulaşmasıyla dünyada şiddet adına, tahakküm adına, sömürü adına
dolayısıyla yoksulluk, fakirlik adına hiçbir sorunun kalmayacağı
da giderek anlaşılmaktadır. Kadınların tüm talepleri eşitlik,
özgürlük, adalet temelinde, barış, kardeşlik özlemleri,
umutlarıyla belirlenmektedir. Kadınlarda herkese yetecek bir
yürek, herkesi kucaklayacak bir hoşgörü bulunmaktadır. Hayata,
insanlığa kibirle, kıskançlıkla değil sevgiyle, hoşgörüyle,
empatiyle yaklaşmakta, paylaşmayı, dayanışmayı hayatın
vazgeçilmezi saymaktadır. Bunun böyle olduğu 8 Mart
alanlarındaki pankartlardan, bir araya gelen her inançtan, etnik
gruptan, sınıftan kadınların uyumlu çeşitliliğinden
anlamaktayız. İnsanlığın ortak bir dili vardır ve bu kadın
yüreğiyle konuşmaktadır. Bu dille konuşunca anlama sorunlarının
kendiliğinden aşıldığı, anlamın ve hissin buluşturduğu bir
toplum haline gelindiği bilinmelidir. Kadın yüreği, kadın
bilinci, bu dilin insanlığa yayılması, herkesçe konuşulmaya
başlanması için başvurulacak temel kaynaklardır.
İnsanlığın kurtuluşunun bu dili yakalamakta yattığını kimse
inkâr edemez. 8 Mart etkinlikleri insanlığın ortak bir dili
olduğunu, ortak bir bilinci ve yüreği olduğunu, bu dille
konuşulunca birbirini anlama sorunlarının kalmayacağını,
sorunların birbirini anlama temelinde çözülebileceğini ortaya
koymuştur. Dünyanın her yerindeki kadınlar aynı sloganlarla,
aynı afişlerle sokaklara çıkıyor, aynı baskıya karşı direniş
şarkılarını haykırıyor, aynı özlemler için taleplerini
sıralıyor. Bu insanlığın ortak dilidir ve kurtuluşu geliştirecek
esas kaynaktır. Her yıl gerçekleşen 8 Mart etkinlikleri, tarihin
ilk ve son sömürge ulusları kadınların dünya çapında aynı
talepler temelinde eyleme geçtiğini, bunun yarınların büyük
umudu olacağını ortaya koymuştur. Deri rengi, inancı, eğitim
düzeyi, ekonomik geliri, mekânı ne olursa olsun tüm kadınlar
özünde aynı talepler için mücadele etmekte, aynı özlemler
peşinde koşmaktadır.
Kadınların talepleri insanlığın talepleridir. Kadınların
özlemleri insanlığın özlemleridir. Kadınların mücadelesi
insanlığın mücadelesidir. Bunun böyle olduğu gün geçtikçe daha
iyi anlaşılmakta, görülmekte ve kadınlar şahsında insanlığın
ortaklaşmasına giden yolda buluşma yoğunlaşmaktadır. Kadınların
kurtuluş adına baktıkları yer kesinlikle doğrudur. İnsanlığın
kurtuluşu kadın inkârı üzerinden gelişen ataerkillik ve bunun
dayandığı iktidar ideolojisi olarak toplumsal cinsiyetçiliğin
aşılmasındadır. Toplumsal cinsiyetçilik aşılmadan hiçbir sorunun
aşılmayacağı, çünkü bütün sorunların bu ideolojiden beslendiği
artık somuttur. Bu nedenle tüm insanlık egemenlik, sömürge,
işgal, eşitsizlik, adaletsizlik karşısındaki mücadelesini esas
olarak toplumsal cinsiyetçilikle mücadele temeline oturtmalıdır.
Mücadele için kadınların çıkış noktalarından tutmalıdır. Yani
bütün günleri 8 Mart bilinciyle karşılamalı, 8 Mart ruhuyla
geliştirmelidir.
8 Mart ruhu, bilinci, dili bütün günlere yayılırsa insanlığın
kurtuluş mücadelesinde tarihin yönünü değiştirecek bir başarı
gücüne ulaşılabilinecektir. Tüm demokratik hareketlerin, ulusal
kurtuluş hareketlerinin, sınıf mücadelesi veren örgütlerin,
insan hakları mücadelesi veren kurumların ve aslında bir bütün
olarak mücadele güçlerinin bu gerçeği görmesi, buna göre
yaklaşması geleceğin kaderini de belirleyecektir. Bu anlamda
denilebilir ki aslında geleceğimizin kaderi kadının örgütlü
iradesi kadar insanlığın kadın özgürlüğüne yaklaşımında
yatmaktadır. Yüz birinci yılını kutladığımız 8 Mart’ın kadın
özgürlük mücadelesinin sembol ifadesi olarak böyle bir anlamı
bulunmaktadır. Kadınların her zamankinden daha örgütlü olduğu,
özgürlük iddiasını büyüttüğü, eylem gücü haline geldiği,
ortaklaşma ruhunda ve dayanışmada daha da geliştiği görülmüştür.
Kürdistan kadın özgürlük hareketi olarak yüz birinci yıla
verdiğimiz mesaj otuz yıllık örgütlü mücadelemizin toplamından
alınan güç temelinde gelişmektedir. Kadın Kurtuluş
İdeolojisininzzz gereği olarak dünya kadınlarının birlik
temelindeki mücadelesini güçlendirmek, ortak bir planlamaya
kavuşturmak her zamankinden daha fazla imkân dâhiline girmiştir.
Kürdistan Kadın Özgürlük Hareketi, sadece Kürdistan kadınları
açısından değil bir bütün olarak Ortadoğu ve dünya kadınları
açısından da ciddi bir güç kaynağı ve mücadele iradesi olduğunu,
örgütlülük düzeyinin ve birikiminin başarılı gelişmelere yol
açacak ideolojik-politik etkinliğe sahip olduğunu son yıllardaki
8 Mart’larla daha somut ortaya koymuştur. Kadın özgürlük
hareketi olarak özgürlüğümüzün öncüsü olarak gördüğümüz ve
özgürlük adına her şeyimizi borçlu olduğumuza inandığımız Önder
Apo’nun özgürlüğündeki ısrarın büyüttüğü mücadelemiz, her 8
Mart’ta büyük bir hamleyle çıkış yaparak mücadeleyi
büyütmektedir.
Özgürlük mücadelemizle başarı ruhuna oturtulan direniş
geleneğinin mimarı kuşkusuz ki Önder Apo’dur. Kadın özgürlüğünün
ideologu, teorisyeni, pratisyeni Önder Apo’yla Kürdistan
Özgürlük Hareketinin evrensel karakter kazandığı, tarihin yönünü
değiştirdiği, insanlığın kurtuluş mücadelesinin umut kaynağı
haline geldiğini kimse inkâr edemez. Önder Apo’nun özgünlüğü
derin özgürlük felsefesinde yatmaktadır. Sahip olduğu felsefeyle
daha yedi yaşından itibaren ataerkil sistemle yoğun çelişkilere
girmiş, yaşanılacak olanı özgürlük değerleri temelinde yaratmayı
esas almıştır. Yani verili olanı reforme ederek ya da
restorasyondan geçirerek kabul etme veyahut bir yerden sonra
benzeşme, tabi olma, kabullenme hiçbir koşulda gelişmemiştir. Bu
özgürlük hareketini tüm zorluklara, uluslararası komploya rağmen
teslim olmamaya, sürekli olarak gelişmeye, iradeleşmeye
yöneltmiştir. Dolayısıyla kadın eksenli Kürdistan özgürlük
mücadelesinin gelişme, yayılma, güçlenme, toplumsallaşma kaynağı
birebir Önder Apo’dur.
Mart ayı direniş ayıdır. 8 Mart’tan 21 Mart’a uzanan direniş
köprüsünde halklarımız adına, Önderliğimizin özgürlüğü adına
mücadelemizin geliştiğine kuşku yoktur. 12 Mart Qamuşlu
katliamı, 16 Mart Halepçe katliamı, İstanbul üniversitesi
katliamına karşılık halklarımız yılmamış, teslim olmamış
direnerek varlığını korumuştur. Erkek egemen zihniyetin kendini
sürdürme biçimi şiddet, katliam, soykırım olmuş, buna karşılık
halklar direnerek varlıklarını korumuşlardır. Mart ayı adeta
egemenlik ile direniş arasında kıran kırana bir mücadele ayı
olarak tarihe geçmiştir ve bu karakterini günümüzde de
korumaktadır. Günümüzün geçmişten farkı halk özgürlük eğiliminin
ve dolayısıyla direniş çizgisinin güçlenmiş, gelişmiş,
alternatif yaşam ve dünyayı örgütleme iradesine kavuşmuş
olmasıdır. Özellikle de 21 Mart 2005’te Demokratik
Konfederalizmin ilanıyla birlikte Kürdistan’da Önder Apo
öncülüğünde yeni toplum inşası hız kazanmış, özgürlük ahlakı ve
zihniyeti temelinde yaşam yeniden örgütlendirilmeye
başlanmıştır. Dolayısıyla Kadın Kurtuluş İdeolojisi temelindeki
özgürlük mücadelemiz, Kürdistan özgülünde halk özgürlük
eğilimini alternatif toplum modeline kavuşturarak geleceğini
başarı lehine garantilemiştir. Bu demirci Kawalar’dan çağdaş
Kawa Mazlum Doğanlara bir direniş eğilimidir. Halk özgürlük
eğilimi ve direniş çizgisi kadın öncülüğüne kavuştuğundan beri
geri dönülmez bir başarı ruhuna, iddiasına, bilincine de
kavuşmuştur. Zekiye Alkan, Rahşan Demirel, Ronahi-Berivan, Sema
Yüce 21 Mart’ta somutlaşan direniş çizgisinin kadın öncülüğüne
oturmasıyla güçlenen özgürlük mücadelemizin yükseliş
basamaklarını ifade etmektedir.
Newroz halkımızın özgürlük bayramıdır. Newroz zulme, baskıya,
soykırıma karşı varlığını koruma, onurunu teslim etmeme,
iradesine sahip çıkarak direnişle kazanma günüdür. Halkımızın
büyük direnişler pahasına geliştirdiği iradesinin, koruduğu
onurunun, yükselttiği mücadelesinin ifadesi olan Newroz, artık
halk ve toplum olarak kendimizi devlet tuzağından kurtardığımız,
deli gömleğini tümden attığımız, devlet dışı toplum
örgütlenmemize kavuştuğumuz gündür. Yani özgür yaşam modelimizi
ilan ettiğimiz gün olarak anlam kazanmış, insanlık adına
demokratik değerlerin zaferini kutladığımız bir bayram haline
gelmiştir. 21 Mart 2005 tarihinde demokratik konfederalizmin
ilanından sonraki altı yılı bu temelde değerlendirmek önemlidir.
Tam beş bin yıldır insanlığa giydirilen deli gömleği devleti
yırtıp atmak, toplumsallığı insani değerler temelinde yeniden
tanımlamak, ana kadın ilkelerine dayalı olarak toplumu
demokratik temelde inşa etmek anlamına gelen KCK, bu Newroz’da
altı yaşına girmiş bulunmaktadır. Kadınlar, halkımız ve bir
bütün olarak insanlık adına zulüm dolu beş bin yıla karşılık
heyecan, moral, umut dolu beş yıl oldukça önemli, anlamlı,
değerli yıllar olarak daha şimdiden toplumda yer etmiştir. 21
Mart 2005’te milyonlar tarafından büyük bir heyecanla kutlanan
KCK ilanı ve ardından geçen beş yıl boyunca halkta gelişen
zihinsel, ruhsal, kültürel gelişme, örgütlenme seferberliği bu
beş yılın tarihsel değerini ifade etmeye değerdir. Kuşkusuz bir
halk, bir toplum zulme karşı var olma direnişini kendi toplum
modelini, alternatif sistemini oluşturma aşamasına çıkarmışsa,
yeni toplum inşa etmişse artık yenilmez bir noktaya gelmiş
demektir. Kürdistan toplumu açısından da 21 Mart’a yüklenen
anlam beş yıldır daha da somut olarak bu temeldedir. Halkımız 21
Mart’la kendi özgürlük sisteminin ilanını ve gelişimini
kutlamakta, direniş ruhunu güçlendirmekte, bu uğurda ödenen
bedelleri, gerçekleştirilen kahramanlıkları, verilen şehitleri
anmakta, hatırlamakta, onlar temelinde geleceğine gidecek onurlu
yolu şekillendirmektedir.
Kadınlar, halkımız ve bir bütün olarak insanlık için zulme karşı
direniş ve iradeleşme ayı olan Mart ayı, Önder Apo öncülüğünde
geliştirdiğimiz yarım asırlık mücadelemizle artık başarının
kutlandığı, mutluluğun-huzurun paylaşıldığı, özgürlüğün baştan
çıkarıcı gizeminin konuşulduğu bir aya dönüşmüştür. Zamanın ruhu
artık Mart ve Mart’ta yaratılan özgürlüktür. Ve kuşkusuz bunun
yarınlarımıza armağanı adalet, huzur, mutluluk, sevgi,
dayanışma, birlik, kardeşliktir.
|